Millî kültür; bir millete kimlik kazandıran maddi ve manevi değerlerin bütünü. Ögeleri belli: dil, din, tarih, sanat, gelenek-görenek. Bu bağlar millî değerleri doğuruyor; değerler de toplumsal birliği güçlendiriyor!
Kültürel bağlar, toplumda belirli değerler meydana getirir; bu değerler "millî değer" hâline gelir. Liste uzun: aile birliğine önem verme, adalet, dürüstlük, hoşgörü, saygı, vatanseverlik, millet sevgisi, özgürlük, bağımsızlık…
Türk milleti zor dönemlerde bile değerlerinden kopmadı; aksine onlara sımsıkı sarılarak millî varlığını sürdürdü. Değerler; dil, din, tarih, sanat ve geleneklerle nesilden nesile aktarıldı.
Millî Mücadele öncesi Anadolu'nun büyük bölümü işgal altındaydı; ordular dağıtılmış, silahlara el konmuştu. Peki millet ne yaptı?
Sonuç: Atatürk'ün dediği gibi yolumuzu çizen; yurdumuz, milletimiz ve tarihin acıklı sayfalarından çıkardığımız derslerdir. Vatanseverlik en zor günde parlar.
Bir dede üç torununa mirasını paylaştırdı. Her torun mirasın tamamını aldı; üstelik miras hiç azalmadı, aksine çoğaldı. Bu nasıl mümkün olur?
Ne elle tutulurum ne gözle görülürüm; ama bir milleti milyonlarca insandan tek vücut yaparım. Türküde sesim, bayramda telaşım, zor günde omuz omuza duruşum var. Ben neyim?
Anadolu'nun iki hoşgörü kahramanı asırlardır konuşuyor. Yunus Emre: "Yaratılanı hoş gördük Yaratandan ötürü" — parolası "sevelim sevilelim". Mevlânâ: "Cömertlikte akarsu gibi, merhamette güneş gibi, hoşgörüde deniz gibi ol" — kapısı herkese açık: "Gene gel, gene…" Bu sözler kitaplarda değil sadece; bayram sofralarımızda, komşuluğumuzda, imecede yaşıyor.
Düşün bakalım: Bu iki ismin sözleri, toplumsal birliğimize bugün nasıl katkı sağlıyor?